OYUN, Ocak 2009
Takvimler-2
Timur Karaçay
Başkent Üniversitesi
tkaracay@baskent.edu.tr
Geçen yazıda, saymaya dayalı takvim yapımının çok kolay olduğunu, ama
birden çok gök cisminin periyodik hareketlerine bağlı bir takvim yapmanın çok
zor olduğunu söylemiştik. Şimdi o zorluğun nedenlerini açıklayacak, sonra da o
zorlukları aşmak için tarih boyunca nasıl akıllıca tasarımlar yapıldığını
anlatacağız. Bunun için biraz coğrafya ve biraz astronomi bilgilerimizi
yenilememiz gerekiyor.
Dünya üzerinde yaşayan bizler için üç hareket çok önemlidir; çünkü
istesek de istemesek de o hareketler yaşantımızı kesinlikle yönlendirirler. Ama
biz o hareketlere hiçbir biçimde müdahale edemeyiz. Sözkonusu hareketler
şunlardır:
1.
Dünyanın
kendi ekseni etrafındaki devri.
2.
Ayın
dünya etrafındaki devri.
3.
Dünyanın
güneş etrafındaki devri.
Sözün burasında, küçük bir parantez açmak zorundayız. Bu günkü fizik
bilimi hareketi açıklamak için üç teoriye sahiptir:
a.
Newton
Fiziği
b.
Kuantum
Fiziği
c.
Görelilik
(relativite) Kuramı
Fizikçiler yakın çevremizdeki hareketler için Newton Mekaniğini, çok çok küçük
cisimlerin (atomaltı parçacıklar) hareketleri için Kuantum Mekaniğini, çok büyük ve
çok uzak cisimlerin (yıldızlar) hareketi için Görelilik (relativity) Kuramını kullanırlar.
Elbette, her iyi fizikçinin hayali, bu üç mekaniği birleştirebilen bir teoriyi ortaya
koyabilmektir. Ama, bu yazıyı o fizikçi ortaya çıkana kadar bekletemeyeceğimiz
için, görelilik kuramını es geçip, Kopernik’in yaptığı gibi, güneşi yerinde
sabit duruyor varsayacağız. Aslında, bu varsayım görelilik kuramına ters
düşüyor değil. Uzayda hiç bir yıldız yerinde duramaz, her şey hareket
halindedir. Bunu basite indirerek şöyle diyelim. Yürüyen bir trenden hareket
halindeki bir otomobili gözlüyor olalım. Kendimizi sabit sayıp, otomobilin bize
göre hareketini algılarız. Hareketli
iki cisimden birisini sabit duruyor sayıp, ötekinin hareketini (birinciye
göreli olarak) açıklayabiliriz.
Takvim yaparken izlediğimiz yol budur. Takvimimizin bağlı olduğu ay,
dünya ve güneş uzayda hareket halindedirler. Ayın hareketini açıklarken,
dünyayı yerinde sabit duruyor, ay dünya etrafında dönüyor varsayarız. Dünyanın
hareketini açıklarken, güneşi yerinde sabit duruyor, dünya güneşin etrafında
dönüyor varsayarız. Eğer bir gün, güneşin hareketine bağlı bir takvim yapmak
gerekirse, o zaman samanyolu galaksisini sabit tutup, güneşi onun etrafında
dönüyor varsaymak gerekecektir.
Şimdi açtığımız küçük parantezi kapatıp, asıl işimize dönelim. Dünya
kendi ekseni etrafında dönerken, bir yarısı daima güneş tarafındadır, o tarafta
bol ışık vardır, gündüz oluşur. Öteki yarısı güneşe göre ters taraftadır, orada
yeterince ışık olmadığı için karanlıkta kalır, gece oluşur. Dünya sürekli olarak
aynı açısal hızla döndüğü için, gece ve gündüz düzenli olarak birbirini izler.
Bunu çok iyi anlatan bir halk deyişi vardır:
“Her
gecenin bir gündüzü vardır”. Ne var ki o geceler ve gündüzler iyi
takvim yapmaya elverişli değildirler. Neden elverişli olmadıklarını biraz sonra açıklayacağız.
Yeryüzünde
yerini bilmek!
Hiç düşündünüz mü, çok çok eski zamanlarda okyanuslarda gezen gemiler
rotalarını nasıl buluyordu? Radarlar ve günümüzün gelişmiş teknolojileri
yokken, deniz aşırı yolculuk yapan uçaklar hedefe nasıl ulaşıyordu? Günümüzde karada,
suda ya da havada hareket eden her cismin konumunu uydular aracılığı ile nasıl
bilebiliyoruz? Son sorunun gerisinde yatan büyük teknolojiyi anlatacak değiliz.
Ama bütün sorulara verilecek yanıtların dayandığı basit bir sistem vardır: Coğrafi Koordinat Sistemi
ya da matematikteki adıyla Küresel Koordinat
Sistemi.
Sekizinci sınıfı (ilköğretim) bitiren herkes düzlem üzerindeki koordinat
sistemini bilir. Düzlemde birbirine dik iki doğru koordinat eksenleri olarak
alınır. Herhangi bir noktanın bu eksenlere uzaklıkları o noktanın koordinatları
olur. Böylece, düzlemdeki her noktanın yeri (konumu) koordinatlarıyla kesinkes
belirlenir.
Benzer iş yeryüzü için de yapılır. Yeryüzü düzlemsel değil, küreseldir. O
nedenle, düzlemsel koordinat sistemi yerine küresel koordinat sistemi (coğrafi koordinat sistemi)
seçilir. Coğrafya derslerinden anımsayacağımız gibi, sistem oldukça basittir.
Yeryüzü üzerindeki her noktanın yerini enlem ve boylam denilen iki açısal ölçü ile belirtiriz.

Bir eksen etrafında dönen yerkürenin sabit kalan iki noktası vardır:
Bunlara kutup noktaları diyoruz. Kuzey yıldızına doğru bakana Kuzey Kutup,
ötekine de Güney
Kutup adı verilir. Yerküre üzerinde Kuzey Kutbu K
ile Güney Kutbu G ile göstereceğiz. Dönme nedeniyle, dünya
tam bir küre olmak yerine, kutuplardan hafifçe bastırılmış, ekvarora doğru daha
şişkin duran bozulmuş bir küredir. Bu tür geometrik şekillere elipsoit
denilir. Ama bu basıklık, takvimlerimize etki edecek kadar çok olmadığı için,
biz dünyayı bir küre kabul edeceğiz. Çünkü küre üzerinde geometrik açıklamalar
daha kolaydır.
Yerkürenin merkezinden dönme eksenine (kutuplardan geçen doğru) dik
düzleme “ekvator
düzlemi” denir. Ekvator düzleminin yerkürenin yüzeyi ile arakesitine
“ekvator”
(çemberi) denilir. Ekvator düzlemine paralel bir düzlemin yerküre yüzeyi ile
arakesiti bir “paralel”
dir. Kutuplardan ve merkezden geçen her düzlemin yeryüzeyi ile araketi bir “meridyen”
dir. Meridyenler ve ekvator birer büyük çemberdir, ama paraleller büyük çember
değildirler. Ekvatordan kutuplara doğru yaklaştıkça paralelelerin çapları küçülerek
kutup noktalarında sıfıra eşit olur.
Ekvatoru başlangıç paraleli saymak çok doğal olmakla birlikte,
meridyenler için böyle doğal bir başlangıç yeri yoktur. 1884 yılında, politik
bir anlaşmayla, Londradaki Greenwich rasathanesinden geçen meridyen, başlangıç
meridyeni olarak kabul edilmiştir.

Şekil 1
Yeryüzü üzerindeki her P
noktasından geçen bir ve yalnız bir meridyen ile bir paralel vardır. Bu ikisinin
kesiştiği yer olarak P noktasının konumu kesinkes belirlenir. Böyle olduğunu
görmek kolaydır. Greenwich’ten geçen
başlangıç meridyeni ekvatoru E noktasında, P den geçen meridyen ise ekvatoru W
noktasında kessin. O noktası yerkürenin merkezini göstersin. WOP açısına P nin
enlemi (latitude), EOW açısına P nin boylamı (longitude) denilir. Yerküre üzerindeki
her nokta enlemi ve boylamı ile belirlidir (bkz. Şekil 1).
Matematiksel olarak kolayca yaptığımız bu iş, geçmiş zamanlarda
gemicilerin üstesinden gelemediği çok zor bir işti. O eski zamanlarda,
gemicilerin okyanus ortasında kendi konumlarını nasıl bulduklarının öyküsü,
bilim tarihinin ilginç sayfalarındadır. Ama şimdiki konumuz o değil,
takvimlerin öyküsüdür.
Her ölçü biriminde olduğu gibi, enlemler ve boylamlar için de birer
başlangıç ve uygun ölçek aralıkları (skala) seçilmiştir. Böyle bir sistem olmazsa,
yeryüzü üzerindeki noktaların koordinatları konusunda birlik sağlanamaz, iletişim
ve ortak algılama kurulamazdı. Bu gün, yalnız sabit noktaların değil, hareket
eden uçakların, gemilerin, motorlu araçların ve hattâ yürüyen insanların
koordinatları hatasız belirlenebilmektedir. Bunu coğrafi kooordinat sistemi dediğimiz
enlem ve boylam ile yapıyoruz.
Ekvatorun enlemi 0 derece kabul edilir. Ekvatordan kuzeye doğru 1 er
derece aralıklarla gidilir, kuzey kutbunun enlemi 900 K ( (90 derece
kuzey) olur. Benzer şekilde, Ekvatordan güneye doğru 1 er derece aralıklarla
gidilir, güney kutbunun enlemi 900 G ( (90 derece güney) olur.
Tabii, gerektiğinde derecenin ast katları olan dakika ve saniye kullanılır.
İstenirse, derecenin ast katları yüzdelik ifadelerle de belirtilebilir.
Örneğin, 23o 30’ yerine 23,5o
denilebilir.
Meridyenleri ölçeklendirme şöyle olur. Greenwich’in doğusuna ve batısına
ayrı ayrı 1 er derece aralıklarla 180 meridyen çizilir. Böylece toplam 360
derece için 360 meridyenden oluşan bir skala oluşur. Örneğin, Ankara’nın enlemi
39o 56’Kuzey paraleli, boylamı ise 32o 52’ Doğu meridyeni’dir. Bunu kısaca, 39o 56’K 32o 52’D biçiminde yazarız. Bu gösterimde K kuzey, G
güney, D doğu, B batı anlamındadır. Paralellerde olduğu gibi, gerektiğinde meridyenler
için de derecenin ast katları olan dakika ve saniye kullanılır. İstenirse,
derecenin ast katları yüzdelik ifadelerle de belirtilebilir. Örneğin, 120o
30’B yerine 120,5oB denilebilir.
.

Şekil 2
EK meridyen yayı üzerinde EOY açısı 23 derece 27 dakika olacak biçimde bir Y noktası ile EOR açısı 66 derece 33 dakika olacak biçimde bir R noktası alalım.
Bunun tam simetriği olmak üzere, EG
meridyen yayı üzeride EOL açısı 23
derece 27 dakika olacak şekilde bir L
noktası ile EOT açısı 66 derece 33
dakika olacak biçimde bir R noktası
alalım. Dünya kutuplar ekseni etrafında dönerken, başlangıç meridyen yayının
her noktası bir paralel çizer. Y
noktasının çizdiği paralele yengeç dönencesi, L noktasının çizdiği paralele oğlak
dönencesi, R noktasının
çizdiği paralele Arktik
Paraleli, T noktasının
çizdiği paralele Antarktik
Paraleli denilir. Tabii, E
noktasının ekvatoru çizdiğini söylemeye gerek yoktur (bkz. Şekil 2).
Ekinokslar
Coğrafya dersimizi bitirdiğimize göre, şimdi biraz astronomi dersine girebiliriz. Ekliptik düzlem ile ekvator düzlemi arasında 23 derece 27 dakikalık bir açı (yaklaşık olarak 23,5 derece diyelim) vardır. Mevsimleri yaratarak dünyaya hayat veren astronomi olayı budur. Eğer ekliptik düzlem ile ekvator düzlemi çakışık, paralel ya da birbirlerine dik olsaydı mevsimler oluşmazdı. O zaman güneş ışınları her kuşağa sabit bir eğimle geleceğinden, kuşaklarda sıcaklık değişimi oluşamazdı. Güneş ışınlarını dik ve dike yakın alan kuşaklar her zaman çok sıcak, öteki bölgeler her zaman çok çok soğuk olurdu.
Ekliptik düzlem ile ekvator düzlemlerinin arakesiti ekinokslar doğrultusu adını alır. Güneşin merkezinden geçen bu doğru hem ekliptik düzlemde hem ekvator düzlemindedir. Dolayısıyla, dünyanın elips yörüngesini iki noktada keser. Bu noktalara ekinoks noktaları denilir.
Ekinoks noktalarından birincisi dünyanın güneş etrafındaki elips yörüngesi üzerinde her yıl 21 Mart’ta, ikincisi 21 Eylülde eriştiği noktalardır. Bu noktalarda güneş ışınları ekvatora dik gelir; gece ile gündüz eşit olur.

Şekil 3
Mevsimlerin
Oluşumu
Güneş ışınları yeryüzünde bir kuşağa en dik geldiğinde o kuşak en sıcak
dönemini, en eğik geldiğinde ise en soğuk dönemini yaşayacaktır. Güneşin dik
ışınları, her yıl ekvatordan dönencelere birer kez gider ve gelir. Dolayısıyla,
dik ışınlar dönencelere yılda ancak birer kez uğrar, ama dönenceler arasında
kalan tropikal kuşaktaki diğer enlemlere yılda ikişer kez uğrar; biri dönenceye
giderken, diğeri ise dönenceden dönerken olur (Şekil 3-4-5-6).

Şekil 4
Yengeç ve oğlak dönenceleri arasında kalan yerküre kuşağına tropikal (sıcak)
kuşak denilir. Bu kuşağa sıcak kuşak denmesinin nedeni, güneşin bu
kuşaktaki her paralele belli periyotlarla dik geliyor olmasıdır. Güneş ışınları
bu kuşak dışında kalan yerlere asla dik olarak gelmez.
Yengeç dönencesi ile kuzeydeki Arktik Paraleli arasında kalan kuşağa Kuzey Ilıman Kuşağı
denilir. Bu kuşağa güneş ışınları dik gelmez, ama güneşin dik
ışınları ekvatorun kuzeyindeki tropical bölgede iken ılıman kuşağı da değişen
oranlarda ısıtır. Bu kuşakta yaz ve kış aylarında oluşan sıcaklık farkı
iklimleri yaratır.

Şekil 5
Simetrik olarak, Oğlak dönencesi ile güneydeki Antarktik Paraleli
arasında kalan kuşağa Güney Ilıman Kuşağı denilir. Bu kuşağa da güneş
ışınları dik gelmez, ama güneşin dik ışınları ekvatorun güneyindeki tropical
bölgede iken Güney Ilıman Kuşağını da
değişen oranlarda ısıtır. Bu kuşakta yaz ve kış aylarında oluşan sıcaklık farkı
iklimleri yaratır.
Arktik ve antarktik bölgeler, bir bakıma tropikal bölgenin zıt
bölgeleridir. Tropikal bölgede güneş ışınları dikeye yakın geldiği için daima
çok etkilidir. Ama, arktik ve antarktik bölgelerde güneş ışınları çok eğik
geldiği için çok az etkilidir.

Şekil 6
Güneşin dik ışınları 21 Mart’ta ekvatordan başlar, yengeç dönencesine 21
Haziran’da ulaşır. O tarihten sonra dik ışınlar geri döner ve 21 Eylül’de
ekvatora ulaşır. 21 Mart - 21 Eylül arası kuzey yarıkürenin sıcak olduğu
dönemdir. 21 Haziran’da kuzey yarıkürede günler en uzun, geceler en kısadır. Bu
tarih, kuzey yarıküre için yaz gündönümü tarihidir. Yani o tarih, güneşin
dik ışınlarının kuzey yarıkürede erişebildiği en yüksek enlemdir (yengeç
dönencesi). Ondan sonra geri dönüş başlayacaktır. Güneşin ışınları 21 Eylülde
ekvatora dik olur ve 21 Aralık tarihine kadar dik ışınlar güney yarıkürede
oğlak dönencesine kadar iner. Oğlak dönencesi güneşin dik ışınlarının
erişebildiği en güney enlemdir. 21 Aralık’tan sonra dik ışınlar geri döner ve
21 Martta ekvatora ulaşır. 21 Aralık, kış gündönümü tarihidir. Bu tarihte kuzey yarıkürede geceler
en uzun, gündüzler en kısa olurken, güney yarıkürede geceler en kısa, gündüzler
en uzun olur.
21 Mart - 21 Eylül arasındaki altı aylık dönemde kuzey kutbuna yakın
arktik kuşak (66 derece 33 dakika kuzey enlemin üstü) daima güneş ışınlarını
alır, o nedenle orada altı ay kesintisiz gündüz’dür. Bu dönemde, güney kutbuna
yakın arktik kuşak (66 derece 33 dakika güney enlemin altı) güneş ışınlarını
hiç alamaz, o nedenle altı ay boyunca gece’dir. 21 Eylül - 21 Mart dönemi ise
bunun tam tersi olur. Eğer ışık atmosferde kırılıp arktik kuşaklara
yansımasaydı, o bölgelerde altı ay zifiri karanlık, altı ay aydınlık
yaşanacaktı.
Görülüyor ki, gündüz’ü güneşin doğuşu ile batışı, gece’yi
güneşin batışı ile doğuşu arasındaki zaman olarak tanımlamak mümkün değildir.
Ekvatordan kutuplara doğru gidilince, gece ve gündüz uzunlukları 12 saatten 6
aya kadar uzayabilmektedir. Benzer olarak, 1 gün = 1 gündüz + 1 gece formülü
ile hesaplanan 1
gün ekvatorda 24 saate eşit iken kutuplara doğru gidince 1 yıla eşit
oluyor. Sabit bir değeri olmadığı için bu şekilde tanımlanan 1 gün
zaman birimi olamaz.
Yapacağımız takvim için gece ile gündüzün yarattığı zorluk,
karşılaşacağımız zorlukların en basitidir. Gece ve gündüz ne denli yaşantımızı
etkiliyorsa, mevsimler de o denli etkiler. Tarım, madencilik, ulaşım gibi dünya
ekonomisinin lokomotifi olan sektörler büyük ölçüde mevsimlerden etkilenir. Bunları
takvim hesabımıza katmalıyız. Ama sorun bu kadarla bitmiyor. Birbiriyle
uyuşmayan bir çok zaman dilimimiz var: 365,25 günlük yıl, 28 den 31 güne
değişen ay uzunlukları, 24 saatlik gün, 7 günlük hafta, 180 paralel, 360
meridyen. Takvimimiz bütün bunları bağdaştırmak zorundadır. Bunu başarabilen
hiç bir takvim yapılamamıştır, ama bu bağdaşıklığı mümkün olan en iyi biçimde
yapan bir takvim kullanıyoruz. Elbette, kültürümüze sinmiş zaman dilimlerini
terkettiğimizde işin çok kolay olduğunu görebiliriz. Ama kim Ramazan ayını her
yıl aynı tarihe getirebilir? Kim orucu ve namaz vakitlerini gündüz ve gecenin
oluşumuna bağlayan yanlış zaman ölçeğini değiştirebilir? Bütün evreni Tanrı’nın
yarattığına inananların, O’nun yarattığını varsaydıkları gök cisimlerinin
hareketine uyan bir zaman birimini kabul etmelerini kim sağlayabilir?
Yakın gelecekte bu yönde yapılacak her çaba boşunadır. Ama bilim mahalle
baskısını dinlemez, o doğrunun ve gerçeğin peşindedir. Zamanı kusursuz ölçen
bir takvimi yapmak, onun için zor değildir.
Gelecek yazıda, tarih boyunca, insanoğlunun zamanı ölçmek için verdiği zor
uğraşı konu edinmeye devam edeceğiz.